sigorta fiyatları ve balkanlar bilgisi
M.S. 6. ve 9. yüzyıllar arasında lllirya topraklarına akan Slav göçül ye önemli siyasal, ekonomik ve kültürel değişimleri de beraberinde getinnj^. Slav göçü bölgedeki gelişkin Roma imparatorluk yönetimini askeri, yönetsj, ekonomik ve kültürel tüm kurumlan ile ortadan kaldırıp yerine kendi ilkelimi türünü koymakla kalmamış, kendisi gibi tarımcı İlliryalı nüfus ile büyükölçjj karışmıştır.Roma İmparatorluk düzeninin belirlediği sosyal yapının yerinilu bar toplumsal düzenine bırakması ile birlikte, bölgede göçebelere özgü ilkeli} toplumsal düzen kurulmuş, kölelik sisteminin yerine özgür köylüler geçmijij Sınıfsal farklılaşmanın az olduğu bu sosyal yapı içinde bağımsız köy toplulukljt ya da büyük aile yapısı toplumsal örgütlenmenin temelini oluşturmuştur. B»4 kuşkusuz kabile tipi örgütlenmeyi daha belirgin hale getirmiştir. Bunun dışuj şefler ya da prensler için özel olarak ayrılmış topraklar savaşlarda elegeçirJa köleler tarafından işlenmiştir. Bu süreç içinde, İlliryalı nüfusun kuzeydedağb bölgelerde yaşayan ve avcılık ve tarımcılıkla geçinen kesimi ile güneydeyaşaju ve Helen kültüründen etkilenmiş olan kesimi Slav nüfus ile kaynaşmadankalı bilmiştir. Ancak, Arnavut tarihi üzerine yapılmış olan çalışmalarda İlliryalılans ö.yüzyıl ile tarih sahnesine Arnavutlar olarak tekrar çıktığı 12. yüz3nllaraıa® da ortadan kayboldukları şeklinde sıkça yer alan ifadeler iki nüfus arasındıt kaynaşmanın boyutları konusunda bir fikir vermektedir.
M.S. 6. ve 9. yüzyıllar arasında Slav etkisi altında bulunan îllirya topraklın nm Güney İllirya olarak bilinen Durres şehri de dahil kuzey-batı kıyı şeridindî yer alan kısmı 9. yüzyıl'dan itibaren önce Bizans-Bulgar, daha sonra da Bizaiü etkisi altına girmeye başlamıştır. 9. yüzyılın ikinci çeyreğinde Bizans Devletük gittikçe güçlenen Bulgar Krallığı arasındaki çatışmaya sahne olan Güney İlliıy) topraklan, kısa süre sonra bu devletlerin çıkarlarım temsil eden dinsel kumıt 1ar, askeri görevliler ve sivil ileri gelenler arasında nüfuz bölgelerine aynlnnj tır. Bu çatışma ortamında topraklarını terk etmek zorunda kalan köylü nûto boşalan arazilere yerleşen Bizanslı ve Bulgar ileri gelenlerin emrinde ücrei olarak çalışmaya başlamışlardır. lO.yüzyıl başında Bulgar gücünün kırılması* Bulgaristan'ın Bizans'ın bir eyaleti haline getirilmesi sonrasında bölgede Biss Devleti eliyle askeri-feodal bir yönetim biçimi oluşturulmuştur. Böylelikleİ11W
bölgesinin kuzey kısımlarında Slav etkisi ve bunun getirdiği barbar toplumsal düzeni varlığını sürdürürken, Bizans hakimiyetinin kurulduğu güney kesimleri yeni bir imparatorluk toplumsal düzeninin etkisi altına girmiştir. Bizans hakimiyeti altında olan bu bölge toprakları önce Theme adı verilen yönetsel bölgelere ayrılmış, her yönetsel bölge ise Dü/dlüklere bağlanan eyaletlere bölünmüştür. HerDû/f’lüğün hem paralı askerlerden hem de taşralı köylülerden oluşan bir orduya sahip olduğu bu askeri-feodal yönetim biçimi içinde İlliryalı nüfusun ne şekilde yer aldığı ya da Bizans Devleti’nin ekonomik, yönetsel ve askeri kurumlan jlenetür bir ilişki içinde bulunduğu ise yeterince bilinmemektedir.
ö.yüzyıl ile 12. yüzyıllar arasında bölgeye yönelik yabancı işgalleri ve yönetimleri altında tarih sahnesinden silindiği iddia edilen İlliryalı kabilelerin tekrar tarih sahnesine çıkışları ise bölgede Bizans hakimiyetinin çözülmeye başladığı 12. yüzyıla denk gelmiştir. 11. yüzyılda ekonomik sıkıntı ve yüksek vergilerin yol açtığı köylü ayaklanmaları ile başlayan bu çözülme süreci Bizans yönetimine karşı gelişen Dûfr'lük ayaklanmaları ile devam etmiştir. İşte İlliryalıların tekrar tarih sahnesine çıkışı Bizans Devleti'nin çözülmeye başlayan ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyal ilişkiler ağı içindeki yerinin yeniden belirginlik kazanması ile gerçekleşmiştir. Bu konudaki ilk bilgilere, Bizans tarihi üzerine yapılmış çalışmalarda rastlanmaktadır. Bu kaynaklarda 'Arbanon' adı verilen bölgede yaşayan Albanoi' ve 'Arainite' gibi illirya kökenli kabilelerin Bizans yönetimi'ne karşı gelişen Dü/f’lük ayaklanmalarına destek verdiğinden bahsedilmiştir. Bu örneklerden birisi 12. yüzyılda Bizans yönetimine karşı ayaklanan Sicilya Dük'ü George Manies'in ordu birliklerinin Albanoi' ve 'Latinoi' kabilelerinden oluştuğu şeklindeki bilgidir. Diğeri ise Bizans yönetimine karşı ayaklanan Durres Dük'üne en büyük desteğin 'Arainiti' kabilesinden geldiği şeklindeki bilgidir. Böylelikle Bizans'ın çözülme sürecinde ayaklanmacı Dük'lüklere verdiği destekle tarih sahnesinde yeniden gözükmeye başlayan İllirya kökenli 'Albanoi' ve 'Arainiti' kabileleri Dük’lerle yaptıkları işbirliğinin verdiği güçle ya da bunun bir sonucu olsa gerek, kısa bir süre sonra yaşadıkları 'Arbanon' bölgesinin 'özerkliği'ni ve Katolik mezhebini kabul ettiklerini ilan ederek, tarih sahnesindeki yerlerini almışlardır. Bölgede Bizans hakimiyetinin çözülme sürecinde yaşanan bu gelişme neticesinde 'Arnavut' ismi uzun bir süre 'Arbanon' bölgesinde yaşayan Katolik İUiıya kökenli kabileleri tanımlamak için kullanılmıştır. Bu bölge dışında kalan illirya kökenli kabileler ise ait oldukları dinsel ve kültürel topluluklara göre Somaia', 'Gracei' 'Sklavinoi' 'Selavinus', 'Bulgaroi' ya da 'Bulgarus' gibi farklı ad-Izraitında anılmışlardır. Öte yandan Bizans'ın çözülme sürecinde lllii'ya toprak-bnnmgüney ucunda 13. yüzyılda kurulan 'Epirus Despotluğu' içinde yer alan ve Epirof genel adı ile anılan Ortodoks nüfus içinde Arnavutça konuşan kesim ise bdisini Yunanca konuşan kesimden bu dil farklılığına göre ayırt etmeye başla-®Şhf. Ancak Bizans hakimiyeti altında bulunan
sıdın Dağlık Kuzeyde yaşayanlar 'Geg', Güneyde yaşayanlar ise 'Tosk" ile anılmıştır. Tarihsel olarak bu tanımların ne zaman kullanılmaya başL kesin olarak bilinmemektedir. ‘Geg’ ve ‘Tosk’ genel adlandırmaları sadece fi bir farklılaşmayı değil daha da önemlisi bu temelde kültürel bir farklıla^nj' da vurgulamaktadır. ‘Geg’ genel adı ile çağrılan Kuzeyli Arnavutların Kau^j^ sınırında bulunan ‘Klementi’, ‘Hoti’, ‘Skreti’ ve ‘Pulati’ adı verilen dörtla|,,ı si ‘Malisör’ler olarak yaşadıkları bölge ise ‘Malisya’ olarak adlandınlmaktaj. Bunun dışında aynı bölgede ‘Mirdit’ adı verilen bir başka kabile daha vardın, bunların reislerine de prens anlamına gelen ‘Prink’ adı verilir. Avcılık ve^ vancıhk ile geçinen kuzeyli nüfusun en ayırt edici özelliği ise toplumsal yaşam; kandaşlık geleneği üzerine temellenmiş olmasıdır. Bu geleneğin sürdürücile; olan kabile tipi örgütlenme biçimi bu bölgede sıkı sıkıya korunmuştur.
sigorta fiyatları Zor coğrafi koşulların belirlediği bir kültürel yapı içinde toplumsal dûzeıs sağlanmasında en fazla saygı gören hukuk düzeni kan davası kurallarınıaynııti olarak düzenleyen ‘Lek Dokakin Kanunu’dur. Arnavutların çok eski geçmişlen den getirdikleri bu sözlü geleneksel hukuk düzeni uzun yüzyıllar boyuncahiçtt değişime uğramadan kuzeyli kabileler arasındaki saygınlığını koruyabilmişti Bunun en önemli nedeni. Kuzeyli kabilelerin, Güneydekilerden farklı olarak,şj şadıklan bölgenin ulaşılması zor koşullarının da etkisi ile uzunyüzyıllardışi türel, siyasal ve ekonomik etkilerden bağımsız kalabilmiş olmalarıdır. Dağlıkta zey bölgesinden farklı olarak verimli düz arazilerin bulunduğu Güney bölgesİBİı yaşayan ve ‘Tosk’ genel adı ile çağrılan Arnavutlar ise bu bölgede yerleşik tane köy toplulukları olarak yaşamışlardır. Bu bölgenin Aydonat, Filat, Marglıçkau larında yaşayanlar ‘Çam’, yaşadıkları bölge ise ‘Çamlık’ adı ile anılırken,Ergirivı Avlonya kazalarında yaşayanlar ise ‘Lap’ veya ‘Liyap’ adı ile anılmışlardır. BuM ge Arnavutları Kuzeyli Arnavutlara nazaran çok daha fazla olarak yabancı kİ türlerin etkisi altında kalmıştır. Slav göçünün yol açtığı nüfus karışımı,ardındr Bizans imparatorluk yönetiminin getirdiği feodal ilişki biçimleri etkisini ençd bu bölgede göstermiştir. Ancak tüm bu etkilere rağmen, bölgede gelişen büyl toprak mülkiyeti sistemi içinde feodaller olarak yer alan aile reisine ya da tfl* sadakat olgusu varlığını sürdürmüştür. Güney ve Kuzey Arnavutları arasında^ tüm bu farklılaşmalara rağmen her iki bölgedeki halk kendisini ‘kartalın o|l» anlamına gelen ‘şkipetar‘ ortak adı ile tanımlamayı sürdürmüştür.
BALKANLAR EL KİTABI İ265
sigorta fiyatları Arnavutların ayırt edici özellikleri ile ilgili söylenebilecek bir başka şey ise jynı dili konuşan ve ortak soydan gelen bu halkın kendi aralarında yüzyıllar boyunca siyasal ve kültürel bir birliği gerçekleştirememiş olmalarıdır. Bunu en önemli nedeni ise kan bağına dayalı aile içi dayanışma ve aile reisine saygının diğer her türlü sosyal ve siyasal bağlılıkların üstünde tutulduğu ilkel kabile İniltürünün Arnavutlar arasındaki baskın niteliğidir. Bu durum, tarih boyunca Arnavutların bir bağımsız aileler ya da kabileler topluluğundan siyasal ve kültürel birliğe doğru gelişen daha gelişkin bir toplumsal yapıya geçmelerini engellemiştir. Bu nedenle dış işgaller ve nüfus göçleri ile gelen farklı kültürel ve siyasal etkiler Arnavutlar arasında ortak bir direnç ile karşılaşmadığı gibi, onların kabile çıkarları doğrultusunda kendisine kolayca bir yer bulmuştur. Katolikliğin Kuzeyli Arnavut kabileler arasında kabul görürken, Ortodoksluğun Güneyli Arnavut kabileler arasında kabul görmüş olması buna iyi bir örnektir. Benzer şekilde Osmanlı işgali sonrasında Arnavutlar arasında başlayan İslamlaşma da aynı kültürel davranış biçiminin bir ifadesidir. Kabile çıkarları doğrultusunda yapılan bu farklı dinsel tercihlerin Arnavutlar arasındaki bölünmüşlüğü siyasal ve kültürel birliği engellemek bağlamında daha da keskinleştirdiği yolundaki görüşler azımsanamayacak kadar çoktur. Ancak, Arnavutların Osmanlı hakimiyeti sonrasında büyük ölçüde İslam dinine geçmiş olması Arnavut toplumsal yaşamında kabile çıkarlarının ve onun temsil ettiği değerlerin dinsel inançların ve aidiyetlerin ötesine geçen bir işleve sahip olduğunu göstermektedir.sigorta fiyatları
